izmir'de sanat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
izmir'de sanat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Haziran 2009 Cumartesi

Şeker Portakalı ve Piano Piano Bacaksız ile 11. Yorum


Sevgili Emrah, Aganta Burina Burinata adlı yazısında "Sizlerin okuma serüveninizde unutamadığınız, hayatınızın bir dönemine, özellikle de çocukluğunuz ve ilkgençliğinizin hayal dünyasının oluşumuna etki eden yazar kim? Hangi kitabı elinize aldığınızda döner gidersiniz o günlere?" diye sormuştu.

İşte o iki kitap.. Nedense hüznü seviyorum ben, daha önce de söylemiştim.
Şeker Portakalı'nı pek hatırlayamasam da verdiği duyguyu hala hissedebiliyorum: çocukların da duyguları olduğu unutulmamalı.. Bu yüzdendir, her çocuğun anlattığını dikkatle dinlemem, sorduğu soruyu özenle cevaplamam.. Tekrar okumalıyım Şeker Portakalı (Vasconcelos) 'nı, yıllar yıllar geçti üzerinden. Şu anki etkisini açıkçası çok merak ediyorum.

İkinci kitap, Piano Piano Bacaksız (Kemal Demirel). Yıkık dökük bir evde herşeylerini paylaşan insanların hayatları. Kitabı okurken, keşke bu kadar bağlı olduğumuz komşularımız olsaydı diye iç geçirmiştim. Küçükken böyle bir ortam hayal ederdim hep, sıcak ve samimi.. Belki gerçek olmasıydı o kitaba bağlılığım, bilemiyorum..

İki kitapta da çocukluğuma benzer bir yan yok ama ben bu iki kitabın adı geçse, çok eskilere, çocukluğuma dönerim hep..

Ve asıl meseleye gelelim..

İzmir'de Sanat'ın çok güzel paylaşımları oluyor okuyucularıyla; kitaplar, dvd'ler.. Ben de onlardan, sanat aşığı arkadaşlarımdan özenip, bu iki kitaptan Piano Piano Bacaksız hediye etmeye karar verdim. Tabi ben yazarından imzalatamayacağım ama kendim bi'şeyler yazacağım hatıra olarak..

11. Yorumun sahibi benim Piano Piano Bacaksız'ımın sahibi olacak.

Sevgiler..


Yorumları 11. yorumdan sonra cevaplayacağım ki, karışıklık olmasın :)

31 Mart 2009 Salı

Sahi Yengeciz biz..

Yengeç burcuyum ben..
Kuzenim, ablam, yeğenim, Gülen ablam, sevgilim..
Sahi yengeciz biz ama benzemeyiz pek.. Aslında yeğenimi pek benzetir annesi bana :)

..Denize aşığım ben. Ablam da aşık ama benimki pek öyle değil. Deniz kenarında durup denize bakayım saatlerce, dalga sesi duyulsun odamın camında, huzurla uyuyayım.. Böyle bir aşk. Hava hafif serin olsun, ayaklarım denizde.. Yeğenimde öyle galiba, denize girmeyi pek sevmese de uzaktan bakmaya bayılıyor.. Ama sevgilim kırk yıl görmese deniz demez..
.
Blog arkadaşlarımı geriye dönüp okurum ben.. Ya okumuşumdur tekrar okurum ya da geç bulmuşumdur okuyarak tanırım.. Dün yine 3 blogda geriye döndüm. Sevgili Requiem ve Emrah'ın hazırladığı İzmir'de Sanat başlıklı bloglarında ilk okuduğumda da beğendiğim iki yazıyı okudum tekrar. Aslında o iki yazıyı bulmak içindi geri dönüşüm. Dalyan'da çocuk olmak'ı okuduktan sonra.. O iki yazıdan birinde der ki Emrah;

"...bizi kavuran güneşe minnettar oluşumuzdan kısacık mutlu anlarımız,
aşkımızı denize borçluyuz
dostluklarımız iyot kokulu, denizsiz kentte boğuluşumuz bundan..."


Denizli'ye ilk gittiğimde 2 ay kendimi boğuluyor gibi hissetmem benim psikolojimin bozuk olmasının sonucu değilmiş.. Deniz dibinde büyüyen herkes böyle hissedermiş. Biliyorum sevgilimi de götürsem boğulur.. Yengeciz biz, özleriz..

*Mutlu haftalar demek için geç kaldım biliyorum, mutlu geçiyordur umarım haftanız..