film etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
film etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Aralık 2012 Perşembe

BidakkaTV | "Monet, İstanbul'a Veda Etmeden"



Monet..
Geleneksel resim anlayışının onda yarattığı hayal kırıklığıyla, fırça darbelerine asılmışken, ‘öncüsü’ olacağı İzlenimcilik akımının ilk sinyallerini vermişti.

21 Ağustos 2010 Cumartesi

Pera'da Animeli Günler



Pera Film sonbahar film etkinliklerine 3 Eylül - 3 Ekim 2010 tarihleri arasında Japonya Medya Sanatları Festivali İstanbul'da - 2010 sergisi kapsamında "Anime Filmler" programıyla başlıyor.

Programda, 18 uzun metrajlı ve 8 kısa metrajlı film olmak üzere toplam 26 film gösterime sunuluyor ve Anno, Hara, Kato, Kawamoto, Kojima, Miyazaki, Okamura, Otomo, Yamamura ve Tomino gibi Japon Anime Sineması'nın önde gelen önemli yönetmenlerinin filmleri yer alıyor.

Ayrıntılı bilgi için tıklayınız.

10 Mart 2010 Çarşamba

Alice in Wonderland

Alis Harikalar Diyarı'nda, filmle beraber bir çok tasarımda da etkisini sürdürüyor. Filmin 3 boyutlu olanı yalnızca 2 sinemada olunca, hafta sonu ona değil de Eyyvah Eyvah filmine gittik. Gülmekten ölünürmüş, onu anladım :))

Bu hafta gideceğimiz Alice in Wonderland'ı ne kadar çok beklediğimi bilen benim canım arkadaşımın hediyesi bu eldivenler. Üstelik "1 taşla iki kuş" bu. Hem de Siu ile, yarım eldiven istediğimizi konuşmuşken :) Eldivenlerimiz aynı olacak miniğim, sabret :)

Alice in Wonderland'ı heyecanla beklememin sebebi, hem masalı hem de Johnny Depp, Helena Bonham Carter ikilisini çok sevmem. Sweeney Todd: The Demon Barber of Fleet Street'e de bayılmıştım!


Eldivenler, Claire's'ten..
Bir de Etsy'de gördüğüm iskambil kağıdından yapılmış tokalardan yaparsam süper olacak :))

7 Mart 2010 Pazar

Irreversible

Yaklaşık 1 hafta elimde oyaladıktan sonra izleyebildim bu filmi.. Çok konuşulan ve filmi sanki o sahneden ibaret gibi gösteren yorumlardan etkilendim çünkü..
Çünkü eskisi kadar bakamıyorum şiddet sahnelerine.
Çünkü büyüyorum yavaş yavaş..
Çocukluğumun Alabora'sından inmeyen ben, yazın bindiğim gondolda kalp krizi geçiriyordum neredeyse :)
Neyse efendim dağıttım konuyu..

Bu film farklı bir film..
Bilinçaltı..
Yönetmenin duygularını ekrana yansıtan bir film..
O 'şiddet' sahnesinde, devamlı elde dolaşan kameranın yere konması da bu yüzden..
Yönetmenin 'ben sadist değilim' diye haykırışı bu..

Ha bir de o sahnede arka planda biri görünüyor, sonra gidiyor.. O da seyirci olsa gerek.. Bırakıp, kaçıyor..

Filmi izlemeden önce yorumlarda filmin tersten anlatıldığını okudum..
İzledim..
Sonra öyle bir yere geldi ki..

Zaten diyor ki yönetmen: 'Dönüş Yok!'

--- Bundan sonrası fena halde Spoiler içerir--- (bkz. sözlük dili ile konuşan kız modeli)

Tataamm..
Meğer hepsi rüyaymış..
Bu yüzdenmiş kargaşalık..
Kaostan başımın dönmesi ve devamlı filmi ileri sarışım bu yüzdenmiş..

Esas kız, ensest bir ilişki kurbanı ve rüyası onun bilinçaltının günyüzüne çıkışı belli ki..
Filmin başında kızıyla ilişkiye girdiğini söyleyen adam da esas kızın babası..

Psikolojik bir film..
C.insel sapk.ınlıkların açıkça sergilendiği (oraları benim gibi ileri sararsanız hiç rahatsız olmazsınız), bir yandan da kötülüğü içinde yaşamış birinin hayatı ve bilinçaltı..

Esas kızın 2. evliliği.. Kocasına aşık.. İlk kocası hala onlarla beraber..
Mantıklı ve oldukça kibar biri.. Ama yetmiyor, kötülüğü mantık değil aşk yeniyor..

Neyse farklı bir film izlemek isterseniz buyurun izleyin, ama ailenizle değil..

* Bu arada fena halde Lost izleyicisi biri olarak, kızın rüyasında gerçekleşen kocasının kolunun kırılması olayını, kız uyandığında, kocasının kolunu hareket ettirerek uyuşmuş olan kolunu kendine getirmesini ilişkilendirdim. Hadi bakalım hayırlısı..

2 Şubat 2010 Salı

"Veda"


Müziği ve fragmanının büyüleyici etkisi ile boğazım düğüm düğüm yazıyorum bu tanıtım yazısını..
Atatürk'ün adını duymam yetiyor gerçi, gözlerimden akan yaşları engelleyememe..


Sabırsızlıkla beklediğim bir film..

Atatürk'ün hikayesi olduğu için..
Sırf müziği bile boğazımı düğüm düğüm ettiği için..


Kostümler..
Ata'mın kostümlerini, o dönemin kostümlerini görüp ilham almak için..
Tüm yıl olmasa da önümüzdeki Kasım ayında o dönemin giysileriyle Ata'mı anmak için..
Fotoğraflardan bile burnuma gelen sandık kokusunu iyice sindirmek için..
Ata'mı daha iyi tanımak için..
Sabırsızlanıyorum ben..

Düşünsenize Kasım ayında Atatürk ve dostlarının kostümleri ile dolaşsak.. Filme bile öyle gitsek hatta..


Ata'm seni çok özledik!


26 Şubat'ta vizyona girecek olan, Zülfü Livaneli'nin yazıp yönettiği "Veda" Atatürk ile Salih Bozok'un çocukluktan ölüme süren dostluklarını konu alıyor.

Bu konu üzerinden tarihin o dönemine ışık tutmayı amaçlayan Veda, cumhuriyete giden yolun ne gibi basamaklar aşılarak geçildiğini en iyi yansıtmak ve modern zamanlarda dünyaya gelmiş en büyük liderlerden birisi kabul edilen Mustafa Kemal Atatürk'ün hayat hikayesinin beyaz perdeye en doğru biçimde aktarılması için şimdiye dek Türkiye'de yapılmış en büyük prodüksiyon ile hayata geçiyor.


Veda bir dönemi yansıtması adına çok önemli olan kostüm ve sanat yönetmenliği alanında dünyaca tanınmış sanatçılar ile çalışarak konuya verdiği önemin altını çiziyor. Ünlü Türk tasarımcı Baran Uğurlu tarafından tasarlanan toplam 12.000 parça kostüm ile Türkiye'de bir ilk olan Veda'nın saç ve makyajını ise 2007 senesinde Apocalypto filmiyle Oscar adayı olan makyöz Vittorio Sodano ve ekibi gerçekleştirdi.
 

 
*Moda Cadısı da filmin kostümleri ile ilgili bir yazı yazmıştı. 
 

Selanik’te çocukluktan başlayan arkadaşlık, önce silah arkadaşlığına sonrasında cumhuriyetle birlikte aynı ideallerin peşinde yürüyen yarım asırlık dostluğa ve ölene kadar süren kardeşliğe dönüştü. Aralarındaki dostluk o kadar büyüktü ki biri öldüğünde diğeri de hayata veda etmek istedi..
 
 
Veda, ölüme meydan okuyan bir kuşağın hikayesi. Filmde sadece Atatürk’ün hayatı anlatılmıyor, aynı zamanda bir döneme ışık tutuluyor, filmde dostluk, savaş, aşk, sevgi gibi konular ‘insan olmak’ çerçevesinde tekrar ele alınıyor. “Veda” Salih Bozok’un anlatımıyla, bu dostluğun, Atatürk’ün hayatının dönüm noktalarının, vatanı kurtarmak için ölüme meydan okuyan bir kuşağın komutanının hikayesi..
 
 
Senaryosunu Zülfü Livaneli’nin yazdığı ve yönettiği filmin görüntü yönetmenliğini Peter Steguer yaptı. Müzikler yine Zülfü Livaneli’ye ait. Çekimlerine 27 Ekim’de başlanan filmin senaryo çalışması 3 yıl sürdü ve çekimler 7 haftada tamamlandı.
 
 
İtalya’dan ekipleriyle gelen Aldo Signoretti ve Vittorio Sodano saç ve makyajı yaptı. Veda için Türkiye’ye 1200 kg makyaj malzemesi geldi. Bu proje için 150 adet gerçek saçtan peruk yapıldı. Makyaj ve saç ekibi için 2 mobil kuaför ve makyaj salonu ve 1 adet makyaj laboratuarı özel olarak tasarlandı ve üretildi.
 


Tamamı yerli sermaye ile hazırlanan projede, 13 kişilik İtalyan ve Alman teknik ekip görev aldı. Türkiye’de ilk defa bir prodüksiyon için 12000 parça kostüm ve aksesuar Baran Uğurlu tarafından hazırlandı. Kostümler en ufak ayrıntısına kadar gerçeği yansıtabilsin diye dönemine uygun olarak eskitildi, renklendirildi, işlendi.
 


Devamlı çalışan 29 araç, 98 kişilik ekip ve 2000 kişilik figurasyonla Türkiye’nin en kalabalık prodüksiyonu gerçekleştirildi. “Veda” çekimleri, Ayvalık, İzmir ve Antalya’da gerçekleşti. Savaş sahneleri doğal plato olan Seferihisar’da çekildi. Uşakizade Köşkü gibi gerçek mekanların yanısıra Atatürk’ün arabası ve vagonu da çekimlerde kullanıldı.
 
 
 
Oyuncular

Sinan Tuzcu (Atatürk 17-44)
Serhat Mustafa Kılıç (Salih Bozok)
Dolunay Soysert (Zübeyde Hanım)
Ezgi Mola (Latife Hanım)
Özge Özpirinçci (Fikriye)
Burhan Güven (Atatürk-57)
Fikret Kağan Olcay (Atatürk 6-7)
Bartunç Akbaba (Atatürk 10-13)

Film Ekibi

YAZAN-YÖNETEN: Zülfü Livaneli
YAPIMCI: Tibet Kaan Demirtaş, Özkan İpek
YAPIMCI: Sevda Kaygısız
GÖRÜNTÜ YÖNETMENİ: Peter Steuger
SANAT YÖNETMENİ: Hakan Yarkın
EDİTÖR: Ulaş Cihan Şimşek
MÜZİK: Zülfü Livaneli
KOSTÜM TASARIM: Baran Uğurlu
YARDIMCI YÖNETMEN: Yağız Akaydın
IŞIK ŞEFİ: Engin Altıntaş
SES: Levent İntepe
MAKYAJ: Vittorio Sodano
SAÇ: Aldo Signoretti
KEY-ART & WEB: Emrah Yücel - Iconisus

http://vedafilm.blogspot.com/ (resmi blog)
http://www.facebook.com/vedafilm (resmi facebook sayfası)
http://www.flickr.com/photos/vedafilm/ (filmle ilgili geniş fotoğraf arşivi ve sahne arkası görüntüleri)
http://www.twitter.com/veda_film (resmi twitter adresi)
http://www.vimeo.com/vedafilm
http://www.vedafilm.com/ (filmin resmi web sitesi)

---------------------------------------------------------------------------------------

Filmle ilgili tüm ayrıntılar için Ali Güracar'a sonsuz teşekkürler.

23 Ağustos 2009 Pazar

MİMMM ;)

Sevgili Gn Hanımcım geçenlerde beni mimlemişti. Ona tekrar çok teşekkür ediyor ve cevaplara geçiyorum :)

En Sevdiğiniz Film


Aslında beni etkileyen baya bi'film sayarım ama sanırım tek hakkım var. O zaman 'City of Angels' diyorum.. Kaç kere izledim bilmiyorum ama yine aklıma geldi, şimdi tekrar izleyeceğim :)




En Sevdiğiniz Yönetmen

Çağan IRMAK, Peter JACKSON

En Sevdiğiniz Kitap

Piano Piano Bacaksız

En Sevdiğiniz Ressam

Amedeo Modigliani, Osman Hamdi Bey

En Sevdiğiniz Resim

Aslında kendi yaptığım tablolardan birini koyacaktım, sevgilime hediye olarak yaptığımı, ama fotoğrafını bulamadım. Osman Hamdi Bey'in "Kaplumbağa Terbiyecisi" adlı tablosunun da yeri bende ayrıdır.

En Sevdiğiniz Fotoğraf


Bu fotoğrafı ben çekmiştim. En sevdiğim karelerimdendir. Ne zaman huzursuz, mutsuz olsam karşısına geçer bakarım..

Bu da benim üniversiteden yakın bir arkadaşımın, portfolioma baktıktan sonra bu fotoğrafa yaptığı yorum,

artık böyle kapılar var mı ? içinde ucu bucağı olmayan mutlulukların buğusunun sokaklara taştığı!!! ya da öyle hissetmek ihtiyacı duyduran huzur kafiyelerii.....ellerine sağlık hepsi içinnnn..ve bir de yüreğine ..boyutuna sığmayacak kadar büyük...

sevgilerrrrrr

Ü.K.P


Görsel Kaynak 1, 2, 3

3 Mart 2009 Salı

Pathology

Cumartesi akşamı çok yakın bir arkadaşımla izlemek için film almaya gittik. Bilenler bilir; ben gerilim filmi severim. Ama ne sevgilim ne de yakın arkadaşlarım pek hoşlanmaz bundan. Baktım ki Beste, elinde 'Kadavra'yı tutmuş bana doğru sallıyor, havada kaptım tabi. Ne o? Kırk yılda bir yakın bir arkadaşımla gerilim filmi izleyeceğim. Meğer Heroes'den sevdiği Milo Ventimiglia var diyeymiş, benim gönlümün olmasını isteyişi :) Neyse..

Ne anlatabileceğim bir konusu ne başka bi'şey.. Bol bol kan, kemik kırma sesleri ve saçma sapan sevlşme sahneleri olan bir film. Ne konu konuydu, ne de oyunculuk oyunculuktu. Resmen boşa vakit harcamak gibi geldi bana. İzleyip de beğenen varsa, saygım da sonsuz, belirtmeden geçmeyeyim. Ama önceden uyarmak benimki aslında, insanlık namına :)

Okulu dereceyle bitiren bir doktor (Milo Ventimiglia) geldiği patholoji servisinde dönen aptalca bir öldürme oyununa -neredeyse- hiç yadırgamadan dahil oluyor. "Olaylar da bundan sonra başlıyor" demeyi çok isterdim ama maalesef öyle sürükleyici bir yanı yok. Aptala döndüm izlerken.. Anlamsız.. Korku ve gerilimle alakası yok. Yine de haksızlık etmeyeyim, insanları kesip biçerlerken geriliyorsunuz. Ama zaten filmin geçtiği yer otopsi yapılan bir yer, yani ölüler var etrafta. Ölümün adı bile insanı geriyor zaten.

6 Ekim 2008 Pazartesi

Sevdiğim Türler

Genelde korku-gerilim filmleri severim ben. Abuk sabuk 'böö' filmleri değil ama. Olabilitesi yüksek ve beni sonuna kadar gerecek filmlerden. Bu yüzdendir ki, 'Panik Odası' hayatımın gerilim filmidir benim için. Tanıdığım herkese izlettim o dönem ve her izlediğimde aynı heyecanı hissettim.

Testere 1 ve 2'yi aynı gece izlediğimde, 2 gün uykuya dalmakta zorlandım, ya başka yerde uyanırsam diye :) Şimdi Testere 4'ü izlemeye cesaret bile edemiyorum.

Büyü, aslında ne saçma, ne komik bir korku(!) filmiydi. Ama çok gerildim. Sinema'dan eve nasıl gittiğimi, Cevşen'imi 3 gün boyunca harıl harıl nasıl aradığımı bir ben bilirim. Dedim ya olabilitesi yüksek konular geriyor beni.

Tabi Romantik filmler de vazgeçilmezim.. City of Angels'ı tek geçerim bu konuda..

5 Eylül 2008 Cuma

Nihayet ! :)


Evet.. Sonunda başlıyorum yazmaya, paylaşmaya..

Bu yaz hem hareketli hem de durağan geçti. Zaman zaman huzursuz, zaman zaman hüzünlü, zaman zaman da üzgün oldum, ama en çok mutlu oldum. Sevdiklerimi, sizleri özledim. Yeni bir blog yazarı iken, sizi özledim diye dönen diğer blog yazarı arkadaşlarıma şaşırırdım. Oysa ne kadar haklıymışlar. İki yazdır ben de çok özlüyorum, yazamadığım, okuyamadığım her gün özlüyorum sizleri.. Bir sürü şey yaşamışsınız ben yokken.. İyi ya da kötü, yanınızda olamadım, isteğim dışında belki ama (internetsizdim buralarda yokken) o kadar üzüldüm ki yanınızda olamadığım için. Telafi edeceğim inşallah :)

Bir sürü film izledim tatil boyunca, kitap okudum, sudoku ve çengel bulmacada şampiyonalara girecek dereceye geldim :) vs.

İki film önereceğim demişim ama aslında 1-2 film olacaktı o. 2'den fazla film var aslında sizinle paylaşmak istediğim.. Yeni değiller ama çok da göze batmadılar sanırım.

Başlayalım bakalım :)

İlki, 2004 yapımı.

Eternal Sunshine Of The Spotless Mind / Sil Baştan. Aslında bu filmi tatilden çok önce izlemiştim ama madem film paylaşacağım sizinle bunu ilk sırada önermek istedim. İzlemeyen kalmasın derim ben. Karmaşık ama çok güzel bir aşk filmi.
"Onu aklından çıkardın, peki ya kalbinden?"
İkincisi de bir aşk filmi, 2007 yapımı. P.S. I Love You.
Çok yakın bir arkadaşımla izledik, boğazımız düğüm düğüm.. Başı ve sonu iyiydi; ortadaki boşluğu da bi'şekilde doldurmuşlar işte. İzlenebilir diyelim ;) Ben beğendim :)
Üçüncüsü, yaşamın ve ölümün anlamını suratımıza bir tokat gibi çarpan, 1999 yapımı bir film: Tuesdays With Morrie. Jack Lemmon'ın oyunculuğuna hayran kalacaksınız. Filmin vermek istediği "Nasıl öleceğini biliyorsan, hayattan nasıl zevk alacağını da bilirsin."

Dördüncü film ise, 2007 yapımı müzikli bir gerilim; Sweeney Todd: The Demon Barber of Fleet Street.
Aslını söylemek gerekirse müziklerin ağır bastığı bir film olduğu için şüpheliydim ama Johnny Depp beni yanıltmaz dedim, öyle de oldu. Kanlı sahneler var ama o kadar da rahatsız olmadım, pek bakmadım o kısa sahnelerde belki de ondandır. Onun haricinde çok beğendim, kostümler, mekanlar çok çok güzel. 2 Altın Küre Ödüllü bir film ne de olsa :)


Beşincisi, I'm Legend. 28 Hafta Sonra adlı film ile konuları benzer. Hatta yayınını bu yüzden geciktirmişler. Onu izlemedim ama bu film gerçekten tavsiye edebileceğim bir film. İnsan kötü oluyor başlarken.. Issız sokakta dolaşan biri.. Devamı filmde :)


2 Kasım 2007 Cuma

Film Sobesi

Sevgili Ayça sobelemişti beni; “beni benden alıp götüren filmler”i yazmam için.. Geç kaldım, biliyorum..

Aslında çok film var beni benden alıp götüren, her filmi yaşıyorum çünkü seyrederken.. Ama biri öyle bi’alıp götürmüş ki, aşağıdaki yazıyı yazıp, mail listemdeki herkese yollamışım..

“Babam ve Oğlum..”

Bu filme gitmenizi şiddetle tavsiye ediyorum..

Daha ilk 10 dk'da şiddetli bi'gök gürültüsü geliyor taa boğazınızdan.. Zaman en iyi ilaç diye umut ediyorsunuz ama bi'yandan da sanki duygusallık artacak ve dayanamayıp çıkıp gidecekmişsiniz gibi geliyor.. Ama sadece öyle geliyor.. Mıh gibi çakılıyorsunuz o sinemanın rahatsız koltuğuna..

Eğer anne ve baba değilseniz kırgınlıklarınızı, kırdıklarınızı düşünüyorsunuz.. Anne ve babanız geliyor gözünüzün önüne.. 'ya kırdıysam' diye geçiriyorsunuz içinizden.. Film boyu elinizdeki mendil sürekli değişiyor..

Çetin Tekindor nasıl bir sanatçıdır böyle.. Oynamamış, yaşamış sanki.. Kalkıp sarılasım geldi.. Ağlama diyesim.. Peki, bu hikâye gerçek midir? Çetin Tekindor'un sözlerinde nefret gibi duran ama yüreğindeki evlat sevgisinin gözlerinden geçip izleyiciye yansıması gerçek midir?Hümeyra'nın ellerinden saçlarına kadar yansımış fedakar anne tipi, Fikret Kuşkan'ın dik başlılığını evladı için öyle ya da böyle yendiği, Ege'nin ağzından koca bi'hayatın böyle güzel anlatıldığı.. Ve daha bir sürü şey için bu filmi izlemeniz gerek..

Bir kez daha işlemiş 80 darbesini Çağan Irmak.. Darbenin uğradığı bir aileyi..

..Ve saç tokalarına kadar o yılların kokusu, duygusu geliyor gözünüzün önüne..

Oyuncular da öyle bir bakıyor ki.. Darbe ertesi hüzün burun direklerinde sanki..

Bu filmi seyredin..üstelik 1 değil 2 kere seyredin.. Kendinizi, annenizi, babanızı, kardeşinizi, bebeğinizi, arkadaşınızı bulacaksınız.. Ve onları arayacaksınız.. Seslerini duymak yeter mi bilinmez ama bu filmin böyle bir psikolojisi var.. Birilerini arayıp 'ben buradayım' demek istiyorsunuz.. Veya yanınızdakine sarılıp 'iyi ki varsın' demek..

Bu filme gidin.. Evinizi görecek, hayata sımsıkı sarılacaksınız.. Ve kırgınlıklarınızı masaya yatıracaksınız..

Öyle etkili bir film ki.. bittikten sonra bile lavaboda hıçkıranlara şahit olacaksınız..

Bu filme gidin..

Ben kefilim, gidin bu filme..

Sanki komşu evde yaşanıyor her şey ya da sizin evinizde.. O kadar gerçek yani.. Mekan, duygu her şey çok hoş ve çok iyi düşünülmüş.. En ince ayrıntı bile o anı yaşamaya yetiyor..