21 Nisan 2011 Perşembe

Kınalıada'da 'Kışa Veda' Kahvaltısından Fazlası


Eskiden "Proti" olarak anılan ve bu ismi almasındaki en önemli nedenin İstanbul'a yakın ilk ada olmasından kaynaklandığını düşündüğüm, (çünkü Pro, ilk, ön anlamındadır) Kınalıada, Adalar ilçesinin 5 mahallesinden biridir. 1 cami, 2 kilise, 1 manastırın bulunduğu ada, adını demir ve bakır madenlerinin etkisiyle kızılımtırak olan toprağının renginden alır.


Adanın batısına düşen Çınar Tepesi ve hemen yanındaki Teşvikiye Tepesi’nin yükseklikleri 115 m kadar olup; üzerinde Hristo Manastırı bulunan, 93 m yüksekliğindeki Hristo Tepesi, adanın üçüncü ve son tepesidir.

Bizans Dönemi’nde sürgünlerin çoğu bu adaya getirilmiştir ki bunlardan en önemlisi Romen Diogenes (Diyojen)’dir. Diyojen, 1068 ile 1071 arasında hüküm süren Bizans Roman imparatorudur. Bu noktada bu Diyojen’i, çoğunluğun yaptığı gibi M.Ö. 5.yy sonu - 4.yy başında yaşamış, ünlü "Gölge etme başka ihsan istemem" sözünü Büyük İskender’e söyleyen, Sinoplu Filozof Diyojen ile karıştırmayalım :) (Sinoplu Diogenes ile ilgili bir post sonradan gelecektir.)


Malazgirt Savaşı sonunda hem bozguna uğratılıp, hem de esir düşen IV. Romanos Diogenes (Romen Diyojen), 1072’de gözleri kör edilerek, Kınalıada’da Hristo Manastırı’na sürgün edilmiş ve ancak 1 yıl yaşayabilmiştir. Diogenes’in mezarının bugünkü yetimhanenin hemen yanında olduğu rivayet edilir.
Kınalıada, tarihi ve doğa açısından en çıplak adalardan biridir, en az ağaç bu adada görülür. Tarihi dokusu da oldukça fakir olan Kınalıada, taş yönünden zengindir. Bizans zamanında adadan çıkartılan taşlarla Bizans surları inşa edilmiş, 19 yy.da Tophane Rıhtımı ve Haydarpaşa Limanı’nın yapımında ada taşlarından yararlanılmıştır.

1833 yılında Ermeni nüfusun adaya ilk yerleşimi gerçekleşmiş; 1846 yılında adaya vapur seferlerinin başlamasıyla, ada içinde Ermeni nüfus kendini iyiden iyiye hissettirmeye başlamıştır. 1857 yılında Surp Krikor Lusavoriç Ermeni Kilisesi ve Nersesyan Ermeni Mektebi’ni inşa edilmiştir.
İskelenin sol çaprazında yükselen ikiz Sirakyan evleri 1900’lü yılların başında ticaretle uğraşan Sirakyan ailesi tarafından yaptırılmış. Simetrik biçimde inşa edilen, dik çatılı, üçer katlı ahşap yapıların her biri 634 metrekarelik bir alan üzerine kurulmuş. L şeklinde ve 11’er odası bulunan evler, merdivenle çıkılan taş bir veranda üzerinde yükseliyor.


İskelenin sol yanında ada çarşısına çıkan Jarden mevkii -ki burası adını bir zamanlar burada bulunan ünlü Jarden Gazinosu’ndan almış. 1900’lü yılların başında şemsiyeli şık hanımların ve kibar İstanbul beyefendilerinin popüler gezinti alanlarından biri olan Jarden, gösterişli sokak eğlenceleriyle anılırmış-, sağ yanında ise plajlara ulaşan Akasya Caddesi uzanıyor.


Dükkanların çevrelediği İskele Caddesi’nden Jarden yoluna dönüldüğünde küçük bir meydan göreceksiniz. Bu meydan (Çınaraltı Meydanı)’ın karşısında ilginç mimarisiyle dikkat çeken bir cami yer alıyor. Üçgen çatısı, kesik yivli minaresi ve zikzaklı yedigen bir poligon oluşturan ana binasıyla Kınalıada Camii, İstanbul’da örneği bulunmayan modern bir mimari üslup taşıyor. Deniz kenarındaki 450 metrekarelik bir alan üzerine kurulu ibadethanenin avlusunda, şadırvan, cemaat odası, sağlık merkezi, gasilhane ve su sarnıcı mevcut.


1950’lerin sonlarında ‘yıldırım yıkma’ hareketi mağdurlarından Karaköy meydanındaki Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Cami’nin Kınalıada Cami olarak yeniden inşası söylemi olsa da bugüne kadar, yıkımdan önce Alpaslan Koyunlu tarafından numaralandırılan parçalardan yalnızca ikisi Kınalıada Cami’de görülmüştür. Kınalıada Camisi'nin avlusunda duran üzeri işlemeli büyük mermer blok ve caminin duvarında tuğla niyetine kullanılmış bir diğer parça. Koca caminin tek tek numaralanmış diğer parçaları ise, Karaköy Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Cami’nin mimarı Raimondo D'Aranco ve eserleri üzerine araştırmalar yapan Prof. Dr. Afife Batur'a İstanbul Vakıflar Bölge Müdürlüğü'nden verilen cevaba bakılırsa, adaya götürülürken taşındığı mavnadan kayarak Marmara'nın derinliklerini boylamıştı.
 

Afife Batur’a göre, Karaköy Cami, gereçekten mücevher gibi bir camiydi. O sırada Avrupa'da “art nouveau” diye bir akım vardı. Modern akımların öncüsü olan akım Türkiye’ye İtalyan D'Aranco aracılığıyla gelmiş ve farklı bir forma, İstanbul'a özgü bir biçime bürünmüştü. Çünkü, Avrupalı mimarlar bu formu hiçbir zaman bir camiye veya türbeye uygulama imkanına sahip değildi. D'Aranco bunu yapmıştı ve Karaköy Camii, bunun Türkiye'deki en yetkin örneklerinden birisiydi.

♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥

Kınalıada’da kağıt helva arası dondurma satan yaşlı bir seyyar satıcı, bu kombinasyonun kendisi tarafından ilk kez 1965'te icat edildiğini ve bundan sonra her yere yayıldığını söyler. Ne kadar doğru bilinmez ama gidince denenmeli :)


Su Sporları Kulübü, olimpik yüzme havuzu ile adanın en önemli simgelerinden.

Baharın habercisi mimozaların açtığı şu günlerde belki de kışa en güzel veda, adada yapılacak olan kahvaltıdır, ne dersiniz?


Kaynak

7 yorum:

CircassianLady dedi ki...

yaz gelsin artıkkk:(

aysegul in ny dedi ki...

aaahhh ne kadar yakınımızda ne kadar güzel yerler var hepsini kaçırıyoruz en kısa zamanda gitmek lazım yaaa hatta hepberaber mi gitsek ne yapsak:))

Bilun ŞEN dedi ki...

* CircassianLady;
Eveeeeet :(

** Aysegul in NY;
Evet kuzucum ya, hep beraber gidelim, hadi!!

Sevgi Tuncer Dalgıç dedi ki...

ay çok gidesim geldi adaya,yaz gelsede keyif etsek adalarda:)

Bilun ŞEN dedi ki...

Uff, evet :) çook gidesimiz var bizim de :)

Meliha Duran dedi ki...

Bu caminin sadece İstanbul'da değil Türkiye'de örneği yok. Şu ana kadar gördüğüm en güzel cami örneği günümüz mimarisini yansıtan.

Oglak Kizlari dedi ki...

BAYILIYORUM ŞU aDA LARA İYİ Kİ VARLAR.

kIZININ İSMİ BİLE aDA OLAN ANNE çİĞDEM