6 Aralık 2012 Perşembe

BidakkaTV | "Monet, İstanbul'a Veda Etmeden"



Monet..
Geleneksel resim anlayışının onda yarattığı hayal kırıklığıyla, fırça darbelerine asılmışken, ‘öncüsü’ olacağı İzlenimcilik akımının ilk sinyallerini vermişti.


İzlenimcilik (Empresyonizm) akımının babası Monet, Paris’te doğdu, liman şehri La Havre’de büyüdü. Ortaokul yıllarında karakalem karikatürleriyle çevresinde tanındı. O çizmeye, gördüklerini, hissettiklerini kağıda renklerle ve çizgilerle aktarmayı çok seviyordu.

Ruhu sanatçıydı.. Belki de şarkıcı olan annesinin ona verdiği bir ilhamdı bu..

Annesi ölünce Paris’e taşındı, teyzesinin yanına. Parisli ressamların eski ustaları taklit ettiklerine şahit oldu. Hayır! Resim yapmak bu olmamalıydı! Resim dediğin açık havada, tamamen özgün olarak yapılandı. Yani Monet’ye göre..

1861’de 7 yıllık sözleşme ile askere alındı. 1 yıl geçmeden biraz hastalanmasının etkisi, biraz da teyzesinin yardımıyla terhis oldu. Terhisinin ardından doğru üniversiteye koştu, sanat eğitimi almak için. Ama üniversitedeki geleneksel resim anlayışı Monet'de hayal kırıklığı yarattı. Bu dönemde Pierre-Auguste Renoir, Frederic Bazille ve Alfred Sisley ile tanıştı. Birlikte ışığın açık havada yarattığı etkiyi resme parçalanmış renkler ve seri fırça darbeleriyle aktardılar. Açık hava onların hem ilham kaynağı, hem de modeliydi.

1865’te gelecekteki karısı Camille ile tanıştı. Camille ya da Yeşil elbiseli kadın (La Femme à la Robe Verte) adlı eseri, Monet tarafından yapılan pek çok resminden biriydi. Bu resimle adını duyuran Monet’nin bildiğimiz tarzı ile alakası yoktu.
O sırada Camille hamile kaldı, önce Monet’nin babası bu duruma kızdı ve Monet’ye sırt çevirdi. Aksilikler bitmedi ve  Salon’dan da red cevabı alınca Seine nehrine atlayarak intihar girişiminde bulundu.

Prusya savaşı sırasında İngiltere’ye gitti ve John Constable ve Joseph Mallord William Turner'ın resimleri onun yenilikçi buluşlarına ilham kaynağı oldu. Savaş sonrası Monet, Fransa’ya geri döndü ve “İzlenim : Gün Doğumu” adlı tablosunu yaptı. Bu yeni yaklaşım, izleyicilerin ‘tamamlanmamış ve beceriksizlik’ düşünceleriyle ve ardından ‘İzlenimcilik’ terimini aşağılayıcı bir üslupla kullanmalarına sebep olmuştu. Ne de olsa ancak izlenimler böyle olabilirdi, gerçek resimler değil.

Monet ve arkadaşları istediklerini alamadılar, sanat çevrelerince saygı göremediler ama amaçlarını bulmuşlardı, ne istediklerini biliyorlardı.

Monet, 1876'da Ernest and Alice Hoschedé çifti ile tanıştı. İş adamı ve koleksiyoner Ernest Hoschedé, evi için dekoratif paneller sipariş etmişti. Bu, Monet için işlerin iyiye gitmesi demekti ama çok geçmeden Ernest’in iflas etmesi, Monet için büyük bir darbeydi. Üstelik Ernest, ailesini de terk edip, kaçmıştı, Monet ve Camille çiftin evine henüz yerleşmişken.
Camille 1879’da, kaçıp giden Ernest de 1892’de vefat edince, Alice ve Monet evlendi.

Ama öncesinde, yani Monet’nin yaşamının tam ortasında Giverny’deki o meşhur eve taşındılar. Burası, Monet’nin 365 gün renkli olmasını istediği o ilham kaynağı bahçesiydi. Dünyanın dört bir yanından getirttiği bitkilerle ona modellik yapan bahçesine bir de nilüferli gölet eklendi, ardından Japon köprüsü.

Monet, tüm bunların farklı gün ve saatlerde defalarca resmini yaptı. Dev nilüfer resimleri özel müzelerde sergilenirken, İzlenimcilik yavaş yavaş, modernizme yenik düşüyordu.

Hayır! Monet, tüm bu yenilikçiliği ve özgünlüğüyle asla demode olamayacak akımın öncüsü iken, hazır Sakıp Sabancı Müzesi, 6 Ocak’a kadar onu ağırlayacakken, gidip, seyretmeli tablolarını, uzun uzun düşünmeli üzerinde..





Dipnot: Bana Monet ve sergiyle ilgili ayrıntılı bilgi veren sevgili Hüma Arslaner'e sonsuz teşekkürlerimle..


* İlk video, ilk çekim, ilk kurgu.. Ha bir de Youtube'a yüklerken videonun kalitesinin düşmesinin önüne geçmek için araştırma yapmaya başlıyorum hemen :)

5 yorum:

parıldayan çiçek dedi ki...

GÜZEL BİR SERİ VİDEO İÇİN AYRICA TEŞEKKÜR.

Keddy- Selen Durmuş dedi ki...

hayırlı olsunnn bol bol bidakkalar olsunn :)

Bilun Şen dedi ki...

* PARILDAYAN ÇİÇEK,
Çok teşekkürler ilginize, sevgiler :)

** SELEN DURMUŞ,
Canımmmm, çok teşekkürler :))

BlogVintage Duygular dedi ki...

Sen ne kadar vefalısın, ne kadar tatlısın. Tüm samimiyetimle söylüyorum, tanışmadığımız halde, ve çok iyi yerlere gelmene rağmen(yine de iyiki gelmişim Galata daki yerine ;) ) bu kadar vefalı oluşun beni nasıl mutlu etti anlatamam. Çıkarsız, samimi ve içimi ısıtan sevgin için teşekkür ederim.. Karşına hep senin gibi insanların çıkmasını dilerim..Kendim içinde bunu diliyorum ;)

Bilun Şen dedi ki...

Canımmmm ya sen ne kadar tatlısın, siz olmasanız ben, o 'çok iyi dediğin' yerlere gelebilir miydim hiç? İyi ki, iyi ki, iyi ki varsın.. Tüm güzel sözlerine ve iyi dileklerine çok çok teşekkür ederim, inan içimi ısıttın.. Bak dileğin kabul oldu bile, sen çıktın karşıma :) Çok kocaman öpüyorum canım benim :) Hep mutlu ol..